Basından

Cumhuriyet, Şirin Güven

1) Gece Kelebegi Perperik-a Söe’yi yazmaya sizi ne itti?

Böyle bir romani yazmami tetikleyen, iç içe geçmis pek çok neden vardi diyebilirim. 16 yasina kadar iç Dersim’de bir dag köyünde yasadim. 1938 hikayeleriyle büyüdüm. Babam ve annem bu olaylardan sag kalmislardi, kis aylari çok uzun sürerdi ve bu acili hayat hep anlatilirdi. Ikincisi, her hapishanede Dersim kökenli insanlara denk geliyordum, örgütlerin merkez komite üyeleri, örgütlerin önemli militanlari bu cografyadan çikmaydi. Sonra düsündüm, bizi örgütleyen aslinda ne bir örgüt ne de birileri, anne babamizin anlattigi o aci hikaye. Anlatilmadigi, birileri tarafindan dinlenmedigi için hem çevresini ve hem de kendisini yakmaya devam ediyordu. Kendi örgütlerine de baskaldiriyorlardi. Sanirim bu iki etmen beni itti böyle bir roman yazmaya, onlarin bu isyankar duygularini yazmak istedim. Romanimda insanlar hep kendi kendilerine söylenirler. Kendi kendine söylenen insan tehlikelidir, çünkü sesini duyan, derdine kapisini açan birileri yok. Dersim yarasi aslinda bu bilinmezlikten kaynaklidir, insanin derdini anlatacagi bir kapi bulmamasi büyük bir acidir. Bizde devlet gelenegi böyle sekillenmistir, yaparken utanmayiz, ama yaptigimizin anlatilmasini istemeyiz, yasaklar koyariz. Birbiriyle dertlesemeyen toplumlar öfkeli kalabaliklardan olusur. Romancimiz da bunu yapmamis, istedim ki sagirlasan su dünyada birbirimizin sesini yeniden duyalim, eksilen empati yanimizi hatirlayalim. Bu romanin bir vicdan çagrisi olmasini da istedim.

2) Kitabiniz biyografik bir hikâye sanirim. O dönemleri, yasadiklarinizi biraz açabilir misiniz? Yoksulluk gibi pek çok sorunun yasandigi o cografyayi anlatabilir misiniz?

Biyografik bir hikayemidir bilmem, arka planda anlatici kisi annem olur, romandaki isimler, baslarina gelenler gerçek, ancak onlari kurgulayan benim. Çocukluguma ait insanlar, duydugum sesler. Yeniden kurgulanmislar, öyle mi konusurlardi bilmem, o olayi öyle mi hissettiler onu da bilmiyorum. Benim içinde büyüdügüm atmosfer öyleydi, hatta daha feciydi diyebilirim. Biliyorsunuz Dersim olaylari 1938’de yasanmadi, 1936-37 yillarini kapsar. Seyit Riza ve arkadaslari asildiktan, asker kaçaklari teslim olup askere alindiktan sonra 1938 Haziran’inda ordular hareket eder ve insanlarin evlerini atese verirler, tarlalari yakarlar, mal davarina el koyarlar. Benim babam ve annem evleri yakilmis, mal davarlari elinden alinmis, açliktan kardeslerini kaybetmis insanlardi. Kim yapti bunu anlamak zor, hangi aklin zoruyla yapildi, ulus ve dinsel olgu bunda ne kadar rol oynadi bilemiyorum. Dersim’in etnodinsel bir yapisi vardi, ortak kimlik kizilbaslik ve siginmis Ermeni bir nüfus yasiyordu. Ancak ben 1939 yili sonrasini konu aliyorum romanimda, yani savas denen seyin geride biraktiklarini, savasin vurdugu insanlarin dramini anlatiyorum.

3) Dersim Katliami, Ermeniler, Aleviler, dil sorunu, sürgünler… Kitapta o dönem çok çarpici olarak anlatiliyor, hissediliyor. Bunu neye borçlusunuz?

Dogdugum Haçeli (yeni ismi Dikenli) köyü bu karmasayi anlatiyordu. Dersimliler ve Ermeniler Gagand bayraminda haçi bu köyde suya attarlarmis. Köyün ismi oradan geldigi söylenir. Kutsal haç, Dersimlilerin kesis dedigi Papaz tarafindan iki derenin birlestigi bir çatakta suya atilirmis. Ermeni mahalesi bu derelerin birlestigi yerdeydi, yikilmis evlerin arasinda yilanlar kol gezerdi, koca bir degirmen tasi öyle orta yerde dururdu. Aleviler biraz daha tepelere yerlesmislerdi. Ancak köyün mezarligi birdi, bir tepeye ardarda gömmüsler ölülerini. Dua ettikleri, kurban kestikleri miyaz denen lokma dagitilan yer bu mezarlikta bulunan iki kara kavak agacinin dibiydi.  Bu yok olmayi anlatirken, halklarin devletlerden, onlarin siyasi emellerinden, ideolojilerden habersiz yasamalarini hep o köyü göz önünde bulundurarak anlatmaya çalistim. Romanin ideolojiler üstü olmasi kanimca bu. Ayna tuttugunuz cografyayi yansitmakla yükümlüsünüz…/

4) Sol görüslerinizden dolayi dört kez gözaltina alinmissiniz. 1992'de tutuklanip on yil, dört ay hapis yatmissiniz. O dönem yasadiklarinizdan bahsedebilir msiniz?

Çok aci bir hayat yasadim. Geriye dönüp baktigimda arkadaslarimin neredeyse yarisindan fazlasi ölmüs, öldürülmüs. Istanbul’a liseyi okumaya gelidigim de agabeyim Metris cezaevindeydi. O hapishaneye uzaktan bakmaya giderdim, ancak cesaret edip kapisina kadar gidemezdim. Yaninda okudugum bir baska agabeyim ise, geride kalan bizleri kurtarma pesindeydi. Benim ve o zamanlar üniversitede okuyan  büyük kardesimin sol örgütlere katilmasindan korkuyordu. Bir gün kendi basima, hapiste olan agabeyimi görmeye gittim. Hiç unutmam bir sali günüydü, bizi içeri aldilar, kapilar, açiliyor kapilar kapaniyor, candarmalar ariyor, baska candarmaya veriyor. Ve metris uzun bir tabut gibi bir yer. Agabeyim geldi, uzun boyu kemiklerin içinde kaybolmustu. Sanirim o sahne beni çok etkiledi. Babamin da Metris’i gördükten sonra öldügü söylenirdi. Okumak denen sey gözümde yok olup gitti, bir mayislara katiliyor, eylemden eyleme kosuyorduk. Ve O hapishanelerde yasananlari okuyorduk. Biliyorsunuz tüm bunlara Kürt çografyasindaki aci eklendi, kürtler isyan etti ve bu ates hepimizi yakti. Devlet Dersim’deki akrabalarimiza zulümlerden zulüm begendirdi. Sol bir örgüte katildim, onlari radikal bulmamis olmaliyim ki, isyan edip ayri bir örgüt kurmaya kalktim ve tutuklandim. O dönem yasadigim Türkiye’nin görünmeyen arka bahçesinde yasanlardi. Kendime dönüp sordugum çok olur, nasil oldu da Dersim bir daha  yok olup gitti diye? Aslinda herkesin bildigi bir sey bu. Size bir örnek vereyim, Yesil denen Mahmut yildirim, komsu köyümüzde oglu bir sol örgüte katilan yasli bir köylüyü köyün meydanina çikarmis, adama elbiselerini çikar der, adam çikarir cebinden bir çamasir ipi çikarip önüne atar,  ‘bagla sunu kamisina,’ der. Adam çaresiz baglar ve ipin diger ucunu adamin karisina verir, çekmesini söyler. Bu manzaraya dayanamayan bir yüz basi, itiraz eder. Yesil subayin üzerine yürür. “Bunlar askeri gördügünde böyle iki büklüm olurlar,” der. Bu adamin çocuklari benim arkadaslarimdi, beraber oynar, yatili okul yolunu beraber yürürdük. Bu ortamda büyüyen bizler, resmi üniformali insanlarin dahi, Dersim’i yok eden bu zihniyete karsi gelemedigini görük. Sonrasi biliyorsunuz Çiller geldi ve devlet aklini yitirdi. Ben buna aklini yitirmek diyorum, ama kendimize gelme zamani geldi, yoksa daha büyük felaketler kapimizdadir. Ben romanimda bu çigligi seslendiriyorum, keske yeterli okurla bu roman bulussa da, sonraki hikayeyi anlatabilsem. Öfkeli kalabaliklar içinde hapis yattim, Türkiye illegal solu yenildi, Kürt solunun nereye kaydigi bugün ortada ve ben Kürt mahkumlarla da kaldim, bugün hala o öfkeli kalabaliklar içinde gezerim, inanin bana topraklarimiz bu gidisle 1916’dan daha büyük bir felaketle yüz yüze… Romanimda Çavdar Hüseyin, öfkesini anlatirken, “onu zemheri ayinda soguk sulara attim, oradan çikarip karlara gömdüm gene söndüremedim,” der. Bu eskiyanin çagrisina kulak vermeli öfke ve acimizla bas etmeliyiz, yoksa büyük felaketler kapimizdadir.

5) Tahliye olduktan sonra neden yurt disina çiktiniz? Insanlarin görüslerinden dolayi içeri alindigi bir ülkede yasanilmayacagini mi düsündünüz?

Neden Türkiye’yi terk ettigim uzun bir hikaye. Açlik grevleri sebebiyle bikarildim. Disari çiktigimda, Türkiye çok degismisti. Bizim karsi çiktiklarimiza artik devletin basindakilerde karsiydi. Devlet Güvenlik Mahkemelerine karsiydi, adil bulunmadi kapatilmisti. IMF ve Dünya Bankasi’ni protesto eden bildiriler dagitmis gözaltina alinmistim. Oysa Ecevit ve Sezer, hatta Erdogan’da bu kuruma itirazlarini dile getiriyorlardi. Kürt sözcügü yasakti, çiktigimda Harbiye Açik Hava Tiyatrosu’nda bir kürt grubun konserini dinlemeye gittim. Bizi hapislere götüren etmenler düzelmisti, 12 Eylül sorgulaniyordu. Ancak Türkiye bir milliyetçilik batagina saplanmisti. Hem Türk ve hem de Kürt arkadaslarim bu hastaliga yakalanmisti. Eskiden beraber Taksim’e, piknik yerlerine gider güler oynardik. Hapisten çiktigimda Kürt ve Türk arkadaslarim bir birlerine selam dahi vermez olmuslardi. Ulusçulk gözleri kör etmisti. Denizli’ye gittim, niyetim orada baska bir isimle yasamakti. Hapiste ölen bir arkadasimin mezari vardi kalacagim ilçede, mezarliga gittim, arkadasimin hemen mezarinin yaninda bir asker mezari, soyadlari ayniydi. O mezar ziyareti sonrasi, kaçmam gerektigini anladim. Çok agladim Istanbul’dan ayrilirken, felaketler benim kusagimin üzerinden geçti. Bana öyle geliyor ki, biz Türkiye’nin son devrimci kusagiydik, etnik köken sormazdik, haksizliga, haksizlik oldugu için karsiydik. Konusturulmadik, ne yargilandigimiz mahkemelerde ve ne de neden böyle isyan ettigimizi bize soranla oldu. Bugün Türkiye 12 Eylül’ün susturdugu o kusagin topraklarimiza düsürdügü atesle kavrulmakta. Içim içimi yemekte, bu ates nasil sönecek hiç bilmiyorum. Romancimiz, sairimizin sesi çok düsük, bazisi bunu politik malzeme yapmakta, bazisi baska telden çalmakta. Politikacinin, keskinlesmis ideolojik duygulari  söndürdügü görülmüs müdür? Kaçtim ama Türkiye benim yüregimde kanamakta.

6) Simdi nerede yasiyor ve neler yapiyorsunuz biraz bahseder misiniz?

Isvçre’nin Zürich sehrinde yasiyorum. Iki odali eski bir evde kaliyorum. Biliyor musunuz Zürich Istanbul’a çok benzer. Bu sehirde Besiktas neresi, Bakirköy nerede bir bir bilirim. Topragini terk etmis insan, ölüme siginmis gibidir. Ruhu hep geldigi yerdedir. Ne yaparsaniz yapin hayata kaldiginiz yerden devam edemiyorsunuz. Öfkeli kalabaliklara dahil olursaniz mesele yok, ancak yüreginizin derinliklerinden gelen sese kulak veriyorsaniz, bu bitmez tükenmez aci devam ediyor. Önce egitimime kaldigim yerden devam edeyim dedim, üniversiteye basladim, sonra biraktim. Pek çok islerde çalistim, bu aralar bir okulda çalisiyorum. Yeniden üniversiteye baslama planlari yapmaktayim.

7) “Müslüman Mahallesinde Alevi Olmak” isimli kitap çalismaniz yayinlanmak üzere sanirim. Kitap okuyucuya neler anlatacak?

Ülkemizin iki bas belasi hastaligi var, bunlardan biri ulus digeri dindir. Ulusçuluk bir bati hastaligi, -onlar ona aydinlanma diyor ya-  olarak topraklarimiza geldi. Ancak ondan daha berbat bir sey de din olgusu. Politik Islam’in bin yillik bir davasi vardir. Aleviler üzerinde de büyük bir baski olusmustur. Yukarida 12 Eylül bizi susturdu, dedim. Bugün bu susturma alevilere uygulaniyor. Kimse alevilere sormuyor. Ben Müslüman Mahalesinde Alevi Olmak kitabinda, çevremdeki alevilere sorular yöneltiyorum. Çok iddiali bir kitap olabilirdi, ancak olanaklarimin sinirliligi bunu engelledi. Faydasi olur inanciyla bir arkadasim yayinlamak istedi. O kitabi okuyanlar göreckelerdir ki, alevi kökenden gelen insanlar tamamen baska düsünmekte, yasadiklari onlarin Islamin neresinde durduklarina dair bir resimi de bize veriyor. Onlari dinlerken çok sey ögrendim, ancak yazarken ne kadar basarili oldum ayri bir tartisma konusu. Sanirim okuyanlar, bu kesim üzerinde islami baskiyi göreceklerdir. Din benim hayatimda da bir travmadir. Bir yatili okulda tanistim ben onunla, meger her alevinin onunla bir tanisma hikayesi varmis. O tanisma hikayelerini bir araya topladim.

Etiketler:        

ayirac

Copyright © 2012 www.haydarkaratas.com            Created and Designed by Ulaş Karataş