Makaleler

HDP Yeni Türkiye ve Dersim

Bu fotoğraf, bu aile fotoğraflarında hep bir eksik vardır, boynu büküktür resimlerin.

iki kuşaktır yeğenler amcasız, dayısız büyür memleketin bir yakasında.  Aile fotoğrafları hep bir eksik çekildi, duvarlarda yeri boş kaldı özlem ile hasretin...

Seçimlerde Türkiye hükümetinin başbakan yardımcısı bu fotoğraftaki eksik adamı hedef aldı. Ne için, oy için oysa bu fotoğrafa bir kez dahi bakabilseydi; anne babaların yüreğine saplanmış o paslı demiri görürdü.

Nurettin Demirtaş benim hapis arkadaşımdı, yıllarca beraber idare binasına gidip geldik, zarif tertemiz bir adamdı. Tutuklandığında 21 yaşındaydı, ne için bilir misiniz, evinde Yurt-Kur battaniyeleri çıkmıştı, hangi fakir öğrencinin evinde yoktu ki onlar. Ancak bir öğrenci Kürt olursa evindeki battaniye dağdaki gerillaya ulaştırılmak için getirilmiştir. Beş battaniyeye 18 yıl hapis! Öyle bir Türkiye idi, okuyanlarınız öyle şey mi olur diyeceksiniz, ancak Nurettin Demirtaş’ın dahil edildiği dava 123 kişiydi ve bunlar sadece tutuklananlardı, arananları, tutuksuz yargılananları da dahil ederseniz sayı bunun bir kaç katıydı.

Devlet Kürdü batıya sürmüştü ve orada tuttuğunu hapsi atıyordu, hapse girdiğimizin iki üç ay sonrasıydı, bir gün koğuşun raylı kapısı açıldı ve bir yığın Kürt içeri sokuldu. Yüzleri gözleri kan içinde, kimi on yedisinde kimi yetmişinde vardı.

Ege’de hatırladığım ilk toplu Kürt tutuklanmasıydı, sanki hayatı öğretmeye gelmişlerdi bize.

Mesela Manisa’da tütün tarlalarında ırgatlık yapan sekiz kardeş vardı. Bir görseniz ne kadar güzel insanlardı, sanırsınız hapis yerine “tatile” gelmişlerdi, parmakları tütün kırmaktan mı ne, değdiği yere ses verir, taş duvarlar, demir kapılar, ne bileyim bir çamaşır leğeni, su bidonu onların hünerli parmaklarında neşeli bir Kürt halayına dönerdi. Bir gece Yozgat c.evine yol aldım, ne oldular bilmiyorum.

Bu grupta unutmadığım ikinci adam eşi ile beraber tutuklanan Hanifi idi. Mardin’in Derik ilçesinden, bir dağ köyündendi. Okur yazar değildi. Ona ve okur yazar olmayan bir kaç yaşlı adama harf öğtretme görevi verilmişti bana, tabii Hanifi’ye harf öğretmek öyle kolay değildi, dışarıda en büyüğü 13 yaşında yedi çocuk vardı, aklı fikri oradaydı. Büyük kardeş her hafta civciv yavruları gibi bu kardeşleri peşine takar hapishaneye gelirdi. Adı Abdülkadir’di, ama o bu görüş kabinlerinde bir iki hafta içinde dağ kadar kocaman bir çocuk oldu, iki kardeşiyle Midye satıcılığına başladı.

Her geldiğinde görüş kabinlerine gider bu genç adamla sohbet ederdim. Bir gün adıyla hitap edince,

“Haydar heval bana Agit diyebilirsin” dedi, şaştım kaldım, ancak o devam etti,

“ma iki tepsi midye dolması getirmişem, biri bayanlaradır...” Annesi dört ay sonra hapisten çıktı, Hanifi 3 yıl dokuz ay ceza aldı. Biliyorum baba da cezasını yatıp çıkmıştır, ama kim bilir Agit’in cesedi hangi dağda kurda kuşa yem oldu... öyle düşünürüm, ah güzel çocuk!

Bu grupta hiç unutmadığım üçüncü kişi, bir derya adamdı. Dengbej Mehmet Sadık! Bilirsiniz bizim Dersim’de Dengbej kültürü yoktur, yani öyle sesi makamına uydurup sonsuz hikaye anlatmak nedense o dağlara uğramamış, müziği alevi deyişi ile tek kişilik ölümleri anlatan “klam” geleneği ile sınırlı, bir de “şuar” denen ağıt türü vardır. Ki, onlara uzun hava demeye dahi bin şahit lazım, oysa Dengbej Mehmet Sadık Fırat nehri misaliydi, dur durak bilmeden Fırat Mezopotamya ovalarında yol alırdı. O elini kulağına atıp söylemeye başladığında gözlerinizi kapatsanız beş bin yıl geride, tarihin ala karanlık bir yerinde açardınız.

Fazıl Say’ın Mezopotamya Senfonisindeki “Melek: Mezopotamyayı korusun” parçasını dinlerken o theremini[1] denen müzik aletinin kendisiydi dahi diyebilirim. El değmeden insanı hissederek ses veren bu müzik aleti onun ruhu gibiydi, onun sesinde ovalar inler, dağlar çektiği acıyı dillendirirdi. Öylesine güzel bir Dengbej’di.

HDP bu seçimlerde büyük bir devrim yaptı, Orta Doğu Konfederalizmi, Orta Doğu’ya Devrim götürmek yerine batıya açıldı. Ben demokrasinin doğudan geleceğine inanan biri değilim. Bu Pazar BirGün’deki yazımda ilk şairlerin meteforlarında doğu ve batı heykelciliğini karşılaştırırım. Demokrasi ve özgürlük batılıdır. İnsanlığın göç dalgası bu nedenle hep batıya doğru olmuştur, toplumların yönünü doğuya çevirmek zordur! Keşke öyle bir devrim olabilse! Ancak HDP’nin batıya açılımının kalıcı olduğunu herkes görmeli, bu dalga seküler Aleviler ve seküler Türklerle sınırlı dahi kalmayacaktır, daha da genişleyebilir, tabii bu söylemde ısrar eder ve batıya göçertilmiş Kürdün batı Türkiye’de yeni bir Kürdistan yarattığını görürlerse. Bu seçimin belki de en önemli yanı bu, batıya göç etmiş Kürtler acıyla ve yoklukla orada direndiler, var oldular ve fazlasıyla hak ettiler.

 

Aslında bu seçim, duvarlarda eksik kalmış fotoğrafların filmidir dağdakilerin bir sabah güneşiyle evlerine dönmelerin,

“Bak anne, ben oğlun, kızın geldi” demenin seçimi...

Karanlık hücre kapılarının açılması... sürgün ellerde yitip giden hayatların anne baba mezarını ziyaret etmesinin...

Seçim süreci, Türkiye’nin bu “hoş geldin’e” çoktan hazır olduğunu gösterdi.

Tabii bir de Dersim var, içi buruk bir memleket. En zor süreç onlar için başlıyor. Korkarım Dersim önümüzdeki yıllarda daha çok iç sömürge görüntüsü versin. Erdoğan Dersim yarasını fazlasıyla kaşıdı, ateş ekti yüreklere.

Ve korkarım önümüzdeki on yılda PKK ve TİKKO’yu dahi mumla arayalım. Özellikle batı Türkiye’ye göç etmiş Dersimli ailelerin çocukları daha radikal bir yere doğru gidiyor. Akıl ve izanın olmadığı bir karanlığa...

Gördüğüm kadarıyla Dersim seçimlerinde heyecan filan yoktu, toplumun enerjisini, acısını bilen aday tercihlerinde bulunmadı partiler. Adaylar yerine Demirtaş ile Kılıçdaroğlu yarıştı.

Dersim memleket içinde bir memlekettir, kendine ait sorunları, acıları ve kederleri var. İnsanını birbiriyle barıştıracak, ideolojik kamplaşmalara mesafeli, memleketin doğu ve batı yakasıyla dost, şiddetle arasına mesafe koyabilen bir adayı bu memlekette en çok Dersim özlemişti.

Dersim seçim sonuçları orada yarışan iki partiye de memnun etmeyecektir, ama iki parti de en azından birini biz aldık diyeceklerdir. HDP’nin Türkiye başarısı yıllardır burukluğun hakim olduğu evlere neşe getirecek, bu fotoğrafların içindeki boşluklar dolacak, burukluklar son bulacak. 


[1] Theremini: elektronik dalgalarla ses veren bir müzik aletidir, dünyada ilk defa Fazıl Say Mezopotamya senfonisinde kullanmıştır.

 

Etiketler:  

ayirac

Copyright © 2012 www.haydarkaratas.com            Created and Designed by Ulaş Karataş