Basından

Metin Yetkin, "'Haydar Karataş, Masal, Halk Hikayeleri ve Kültürünün Taşıyıcısıdır"

 

Metin Yetkin

 

Hikâyemizi Taşıyorduk Sadece

 

            Haydar Karataş’ın hikâye kitabı ‘Ejma’nın Rüyası’ özünü halk kültüründen alan çarpıcı bir anlatı. Yazar, masalsı anlatımıyla okuyucuyu büyülerken kaybolması amaçlanan bir halkın kaybolmayan kültürünü anlatıyor. 
            
Haydar Karataş, 1973 yılında Tunceli’de doğdu. Politik görüşleri yüzünden on dokuz yaşında tutuklanan yazar on yıldan fazla hapis yattı. Anadili Zazaca olan Karataş, Türkçeyi ilkokulda öğrenmiş. Buna rağmen, Türkçeyi kullanma yetkinliği sayesinde edebiyatımızda müstesna bir yeri var. Öyle ki, Vedat Türkali, Murathan Mungan gibi isimlerin övgüyle andığı bir yazar. Murathan Mungan’ın hazırladığı ‘Bir Dersim Hikâyesi’ ve ‘Merhaba Asker’ isimli öykü seçkilerinde birer öyküsü bulunmakta. İsviçre’de politik mülteci olarak yaşayan Karataş, yeni kitabı ‘Ejma’nın Rüyası’nda hem Dersim’i hem de bir halkın öyküsünü anlatıyor. 
            Masal ve halk hikâyesi, kültürün iki taşıyıcısıdır. Çünkü bir halkın kültür haritası kuşaktan kuşağa geçen sözlü anlatılardır. Bu anonim anlatılar, halkın gelenek ve göreneklerini, inançlarını ve sosyal hayatını yansıtan aynalardır. Haydar Karataş, tıpkı Yaşar Kemal gibi bu zenginlikten faydalanmasını bilen bir edebiyatçı. Fakat yazarın asıl başarısı bu engin kaynakla birlikte günceli ve politiği birleştirme becerisi. Masalsı bir anlatıyla başlayan kitap, okuyucuyu Dersim halkının yaşantısına davet ediyor. Bu halkın acılarına ortak olan okuyucu, Hamidiye alaylarından, 1938 Dersim Katliamı’na yolculuk ediyor. Abdülhamit döneminden Atatürk dönemine kadar geçen zaman içerisinde yakılan ağıtları duyuyor. Bazen de memleketini terk etmek zorunda kalan, köyünün özlemiyle yanıp tutuşan insanların söylediği türküleri duyuyoruz. Kimliğini sonradan keşfeden gençlerin, hapishanelerde sefil olan devrimcilerin öykülerini okurken içimiz sızlıyor. Dini ve mitolojik anlatıları dinlerken Alevi kültürünü keşfediyor, nenelerimizden, dedelerimizden miras kalan meseller ve masallar diyarına seyahat ediyoruz. 
Karataş’ın hayat tecrübesinin de eserlerine kaynaklık ettiğini düşünmekteyim. Hikâyelerde yer yer otobiyografik çizgiler yakalamak mümkün. Öykülerdeki içten anlatımın sırrı bence bu. 
Uzun zamandır Kürt yazarların Türkçe yazdığı eserlerde ortak bir tema görüyorum. Bu kitaplarda öfke yok, nefret yok. Aksine, hüzün var, sitem var, kırgınlık var. Örgüt güzellemesi yok, terk edilen köyler, gurbette yitip giden hayatlar var. “Anladım biz göç etmiyorduk. Hikayemizi taşıyorduk sadece. Kimse dokunmasın, bozmasın… Dersim’deki hikayemizi alıp başka diyarlara gidiyorduk. Hikayemiz o kadar kutsalmış ki meğer, kuşaktan kuşağa böyle akıp gidiyormuş…” diyor yazar.
Edebiyatın bir işlevi de politikanın başaramadığını başarmasıdır. Politika insanları kutuplaştırır, edebiyat ise birleştirir. Her halkın bir öyküsü ve farklı bir kültürü vardır. Okuyucuya düşen görev, bu öyküleri bu kültürleri öğrenerek ‘öteki’ni anlayabilmek değilse nedir? 
Uzun lafın kısası, ‘Ejma’nın Rüyası’ büyüklerimizden dinlediğimiz masallara duyulan bir hasret. İnsan ilerledikçe gerileyen insaniyete zarif bir davet. Davet sizin elinizde duruyor, davete icabet etmek de yine sizin elinizde…
Kaynak: Lafügüzaf Metin Yetkin
Etiketler:    

ayirac

Copyright © 2012 www.haydarkaratas.com            Created and Designed by Ulaş Karataş