Makaleler

İki Eksik Bir Fazla 1994 Dersim, Devrim Tekinoğlu

İzmir Cezaevindeydim. Nice sonra annem ziyarete gelmiş, ama c.evi idaresi içeri almıyor. Gardiyanlar ,"kimlik" dediler, "kimliği yok..." iyi de kimlik nerede?

İşte o kimlik, Devrim Tekinoğlu'nun belgeselini çektiği, atların terk edildiği, köpeklerin göç alayının arkasından koştuğu diyar-ı Dersim'de kalmıştı. Yıl 1.9.9.4 dü... Memleket sürülmüştü, oysa... ah bir bilseniz ne öyküler, ne hayatlar geride kalmıştı. 

Zar zor, yaşlı filan dedik, müdür imana geldi de kadını ziyaret kabinine aldık...  Büyük bir müjdeyi getirmiş gibi yüzü ışıl ışıldı. Kimseler bakıyor mu diye etrafına baktı. O esnada fark ettim elini. yumruğunu sıkı sıkıya kapatmıştı, bir gizi gösteriyormuş gibi elini açtı. Ceviz büyüklüğünde bir çakıl taşı göründü eskimiş avuç içinde...

Her yerini aramışlardı, ama, 

"Teyze elini aç!" demeyi akıl edememişlerdi. O taş kapanmış elin içindeydi. Bir bilseniz onun için ne büyük bir başarıydı, avucunda sakladığı o çakıl taşı.

Meğer sürgün alayı Haçeli köyünden yola çıktığında, köyün deresini geçerken gayri ihtiyarı eğilmiş küçük bir çakıl taşı almıştı hapisteki oğluna, yani bana memleketi getirmişti.

Tam yirmi dört yıldır bu çakıl taşı cüzdanımda. Uçağa binerim benimle biner, yol giderim benimle gelir. Bir an dahi ayrılmaz benden. Çantamı bir yere bıraksam ödüm kopar çanta giderde memleketi kaybederim diye... Pek çok okumada bu çakıl taşını çantadan çıkarır gösteririm.

O çakıl taşını bir günah gibi taşırım koynumda. Ruhumda taşıdığım ise başka bir dert. Onun o cezaevi görüş kabininde söylediği sözler...

Dedi, 

"Köpeklerimiz kaldı." Dövündü, "bir bilsen," dedi. "Biz Rengül deresini geçtik köpekler arabaların önüne çıktı. Erdönmez tepesini geçtik yoruldular sandık. Gözüm hep arkada, dağı dolanıp arkadan Sin köyüne indik. O köpekler dağı kestirme gelmiş orada yeniden önümüze çıktılar..." 

İki köpeğimiz vardı, bir bilseniz nasıl severlerdi onu. Ya kediler...

Bu Haçeli köyünü nasıl boşaltmışlardı aklım almıyordu. Nasıl direnmediniz...

"Örgüt zorunlu askerlik çıkardı," dedi. "Haçeli'den de Erken ile Ali Asker'i zorunlu askere aldılar. Çavuş herkes başının çaresine baksın," dedi. Millet korktu çocuklarını şehre gönderdi. Sonbahardı. Bir görsen Gerilla bir dağdan iniyorsa asker diğer dağdan çıkıyor. Böyle gündüz vakti yürürlerdi. Bir sabah kalktık karakol gitmiş. Millet 38 olacak diye kaçtı. Ben, Meneş Bilmez, (Prof. Bülent Bilmez'in annesi) Makpule, yukarıda Ali Ekber Polat (Rüstem Polat'ın babası) kaldık. Cevizlerimiz var, onları alır gideriz diye düşünüyoruz. Gerilla geldi, Ali Ekber'e 'sen Seyit Rıza'nın torunusun devlet seni öldürür üzerimize atar!" demişler.

Ali Ekber Polat, 1938 sürgününü yaşamış. Bilir bu gidişin dönüşü olmayacağını, gitmem de gitmem demiş. Mal davarım var, buğdayım. Örgüt parasını verir. Yani düşünün örgüt Ali Ekber Polat göç etsin diye buğdayının parasını verir. Türk Lirasını kabul etmez, ya Dolar ya Mark der ve kendisine döviz olarak verirler. 

Buğdaylarını Rengül köyünden getirdikleri yazar Cemal Taş'ın amcasının eşeklerine yüklerler. Ali Ekber Amca gene gitmez, oturur bir kayalığa bekler... (böyle isim isim vereyim ki anlaşılsın)

Meneş Bilmez'e ise kadın gerillalar hakaret eder, anneme keza gene öyle. Gitmeliylermiş... neden?

İnanmadım, siz olsanız inanır mısınız? 

2002 yılında hapisten çıktım, Ali Ekber Polat'ın yanına gittim. Laf lafı açtı..

“Ben Seyit Rıza Torunuyum, ben tek başıma kalsaydım o dağda Dersim boşalmayacaktı. Ben demek Dersim demek,” dedi... Elazığ Havuzlu kahvede sohbet ediyoruz. Göç etmiş Dersimliler etrafımıza toplanmış. Kahkahalar attılar,... 

"Söyle Rayber söyle, sen kendini hala ağa sanıyorsun," dediler...

Ayağa kalktı, “ahmaklar” dedi. “Ahmaklar, beni devlet çıkaramazdı, o dağdaki cahiller çıkardı!” 

Makpule ile görüştüm, neler yoktu ki. Oğlunu zorunlu askere almış örgüt. Çocuk kaçmış gidip Aysel Doğan'ın kardeşine sığınmış, yeniden vermişler... Her köy her mezrada zorunlu askere alınmış gençler var. Zorunlu ölüm bu! Makpule’nin gözyaşı seldi. Ağladı durdu, bir kalkıp bana sarıldı, bir oturdu. “Erkan seninle aynı yaştaydı, senin arkadaşındı...”

Bu nedenle Dersim 1994'e dair yapılan her film bugün iki eksik bir fazladır... Bu dertleri tarafsız, bilmem kime dokunur demeden çekmek, dinlemek lazım. Tarih eğrisi ve doğrusu ile öğrenilirse iyidir...

Dersim 1994, devlet baskısı ile örgüt otoritesi arasında sıkışıp kalmış çaresiz bir halk hikayesidir... 

Devrim Tekinoğlu bu yaraya eğilmiş ilk belgeselcidir. O cesur bir adam, bu yakın tarihi ancak cesur insanlar çekebilir. Yanlış olur, eğri olur, ama bu duvara konan her taş gelecek nesillerin tarihi doğru anlamalarına katkı sağlar. Devrim Tekinoğlu uzun süreden beri dikkatimi çeken bir aydın. Bu zor şartlarda yayıncılık yapıyor, belgeseller çekiyor. Daha güzel şeyler yapacağına da eminim.

Böylesi filmlerin ve belgesellerin çoğalması için gidip izlemek lazım. Eksiği görerek, ama mutlaka Devrim gibilerini alkışlayarak bunu yapmak lazım. 

Bravo Devrim Tekinoğlu, bravo bin yaşa... Terk edilmiş atların diyarını, sahibinin peşinden göç yoluna düşmüş köpekleri duydun ya, bravo...

Ha annemin o iki köpeğine ne oldu biliyor musunuz? Annem göçünü alır İstanbul’a gelir. Bir yıl sonra köyünü ziyaret etmek için yeniden Dersim’e gitti. Ben hapisteydim. Köylerini ziyaret etmek isteyenlerin Deşt karakol komutanından izin alması gerekiyordu o zamanlar. Annem de karakolun yolunu tutar ve derler dağdan iki vahşi köpek koşarak Deşt’e gelmiş. Annemin sarılmışlar, insan gibi inliyorlarmış. 

İnsanlar, “Teyze bunlar senin köpeklerin mi? Bu köpekler bizim koyunlarımızı parçaladı, bunlar vahşi köpek, bir bilsen öldürmek için ne kadar uğraştık...” Annem gündüz gidip karakol kapısında otururmuş, akşam uyumak için bir tanıdığına gidermiş, o köpekler de öyle... annelerine sığınırlarmış, başlarını şalvarının altına koyarlarmış. Bu Deşt kasabası şaşıp kalmış..

Bizim iki köpeğimiz vardı anlayacağız. Yol gözleyen, hasret bilen. 

Ne oldular, dersiniz? 

Ankara’da oturan beni takip eden arkadaşlarımdan rica ediyorum, Devrim Tekinoğlu’nun Ankara’da gösterimi yapılan filmine gidin, olur da beyaz perdede izine rastlarsanız o köpeklerin bana da haber edin. 

Kadir kıymet bilen bu iki köpeğin derdi ne kadar da ağırmış... yatılı okul dönüşü yüzümüzü yalayan, patisiyle burunlarımıza dokunan güzel köpekler... 

 

Gösterim: 22. Aralık Cumartesi 2018, Saat 18:00 Ankara SMMMO  Konferans Salonu

Etiketler:    

ayirac

Copyright © 2012 www.haydarkaratas.com            Created and Designed by Ulaş Karataş